O KADAR RAHATSIZIM Kİ.....

24/12/2009 - Nereye koşuyoruz, ne istiyoruz ve en önemlisi biz kimiz?

Kategori: deneme
Gitgide sesler yükseliyor. Yükselen seslere karşılık yeni oyunlar türetilip, dışarıdan bakınca çok eğlenceli ama içeriden tam bir rezillik halinde görünen oyunlar oynanıyor...

Birisi çıkıp birlik beraberlik diyor, başkası Büyük Türkiye'nin önünü kesiyorlar deyip öfke kusuyor. Bir başkası ise timsah gözyaşlarını akıtıyor kameralar önünde.

Yaratılan bu kaos ortamında şu sorular takılıyor insanların aklına : Nereye koşuyoruz, ne istiyoruz ve en önemlisi biz kimiz? Bunların cevapları aranıyor ama ortalıkta cevapları söyleyecek herhangi bir dirayet yok.

Şimdi sen yanıyorsun, ben yanıyorum, biz yanıyoruz ama karanlık daha da ağır çöküyor memleketimizin üzerine...

Tüccar aklı ile bir kaç kalem veya bir kaç klavye hareketiyle sonuçları değiştirilen rakamlar, hayatımızın aynası oldu; kimse kimseye güvenemez halde artık.

Hayatımda hiç görmediğim kadar hakarete şahit oluyorum ülke gündeminde.

Türk'ü Türk'ten ayrıştırma operasyonu, önce başlatılan yoksulluk hamlesiyle gayet iyi işlir bir hale getirildi. İnsanlar, komşusunu artık ırkı ile değerlendiriyor, ona göre tıklatıyor kapısını.

Yönetime karşı omuz omuza birlikte ayaklanan çalışanlar, ertesi gün kimlik kavgasıyla birbirine ters dönüyor.

Artık silahlar konuşmaya başladı. Türk, memleket bütünlüğünü Misak-ı Milli sınırlarını savunmayı bırakıp ayrılığı konuşmaya başladı. Gerisini siz düşünün artık.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Memleket,Ayrılık,Türk

16/9/2009 - EĞİTİM ÜZERİNE BİR DENEME

Zamanın aynası olmayı başarabilen iki devlet kurumumuzdan birisi olduğu için TRT'yi takdir etmek gerekli(!).

Yozlaşan ve ciddi bir şekilde yobazlaşan insanımızın arzularını çok iyi tahlil edip, zamana ayak uydurabiliyorlar. Artık neredeyse, tamamen dini bir yayın organı gibi çalışmaya başladılar. Ne zaman TRT 1'i açsam mutlaka dini bir program çıkıyor karşıma; üstelik Mesaj TV, Samanyolu TV gibi benzeri televizyon kanallarına nazire yaparcasına. Tek eksiği, dini video veya kitap satış reklamlarının olmaması. Onlar da olsa tam olacak hani...

İkinci devlet kurumumuzu herkes biliyor; Milli Eğitim Bakanlığı. İktidara gelen her siyasi düşüncenin ilk olarak kadrolaştığı kurumumuz yani. O kadar hırpalanmış ki, çalışan memurları bile kendilerini kaybetmiş bir hale geldi.

Pazartesi, demokrat olarak işe başlayıp, salı sosyalist olarak eve ekmek götürüp, çarşamba hafif milliyetçi, perşembe Türk-İslam sentezci ve nihayetinde cumaları tam Müslüman oluyorlar. Cumartesi ve pazarları ise ancak kendilerine gelmeye çalışıyorlar. Sonra ertesi hafta kaldıkları yerden devam ediyorlar. Sonuçta her şey ekmek için, çocuklara daha iyi bir gelecek için...

Ama böyle bir sistemde, narin bir kavak fidanı gibi her rüzgarda eğilip bükülmeye ne kadar dayanabilirler?

Dayanamadıkları da ortada. Her yıl değişen eğitim sistemini de katarsak işe, felaketler arka arkaya gelmeye başlar ve geliyor da...

Güzel yurdumun başkentinin Çanakkale olduğunu düşünen, ÖSS sınavında 0 (yazıyla SIFIR) çeken 47 bin liselinin; dünyada örnek alacak kimse kalmamış gibi Humeyni'yi örnek aldığını haykıran üniversiteli şaşkın kızların arka arkaya basında yer bulması, bu felaketler silsilesinin başlamış olduğunu gösteriyor.

Korkarım ki bu daha başlangıç ve bunlardan daha beterleri de yolda... Yani güzel ülkemin geleceği en az 3-4 kuşak yozlaşmanın ipoteği altında ve ne yazık ki bu durum dizginlenemiyor. Bir kere asıl dizginleyebilecek insanlarımızın dizginlenmesi gerekiyor.

Biz istediğimiz kadar nükleer santraller yapmaya çalışalım, 8 milyarlık ihalelerle hava savunmamızı güçlendirelim ya da Ermenilerle, Kürt kardeşlerimizle açılıp saçılalım... Bu eğitim denen en önemli olgumuzu, en önemli insani değerimizi kısa zamanda düzeltmezsek, Şer Üçgenini ''OKEYE DÖRTLÜ'' yapmamız yakındır.

Acı ama gerçek...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

7/8/2009 - TEŞEKKÜRLER KANKAM....

İçindeki umutlar olumsuzluklara inat her geçen gün artmışsa...
Çocuklugunun tatlı bir o kadar da çılgın günlerini her geçen saniyede daha çok özlemişsen...
Çığlıklarını kimsenin duymamasına karşın her gün bir önceki günden daha gür çığlıklar atmışsan...
Bilmedigin bir yerlerdeki bilmedigin bir kişiye bilmeden ümitler bağlamışsan...
Ağlatamadan dert anlatılmadığını bilmeden de bazı şeylerin anlatılacağını bilmişsen...
Varamadığın hayat sırrına çevrendekilere inat her geçen gün biraz daha yaklaşmışsan...
Efkar havuzunun kan damlaları her gün biraz daha artmışsa...
çok sevdiğin güllerin kokuları artık burnuna sıradan gelmişse...
Yıllardır baktığın o gül yüzünden her zamankinden çok kendini görmüşsen...
Fırlayan ok misali enerjini çevrendeki insanların iyiliği için harcamış ve sonunda haksız bulunmuşsan...
Kaldıramadığın hayat yükünü avuçlarınla yaradana sunup onunla için için dertleşmişsen...
Gittikçe uzaklaştığın doğumundan geriye dönüş olmayan bu yola çıkmanın acısını fazlasıyla hissetmeye başlamışsan bil ki bir yaş daha büyümüşsündür....

Herşey istedigimiz gibi olmasa da, hiçbir şey anne kucağı gibi emniyeli ve sıcak olmasa da, herşey bize inat kaderimize ters düşmeye çalışsada, hiçbir şey bizim onu anlamamıza inat bizi anlayamamışsa bil ki bir yaş daha yaşlanmışsındır...

Gökten inen meleklerin saflığı, dağdaki ceylanların asaleti, bir arının duru ve bir o kadar da saflığı, berrrak çakıl taşlı nehirin akıcılıgı, anne sütünün duruluğu hiç bir zman üzerinden eksik olmasın...

Çektiğin acılara, kırıldığın günlere, ağladığın hatıralara yeni yaşının derman olması dileğiyle...
Yeni yaşının ve yaşlarının nereye kadar giderse gitsin sana her zaman mutluluk getirmesi dileğiyle...
arkadaşın ........

murat saatçılar (kolera)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

11/5/2009 - Seninle Yaşayamadığımız Tüm Güzel Günler Adına... (Konuk Yazar,

Ben dogali çok oldu anne…
Bunu en iyi bilen sensin
Bu mektubu da senin hatirina bu özel günde tüm meleklere yaziyorum

Beni adam olsun diye dogurdugunu ve binbir türlü çileyi benim yüzümden laf olsun diye çekmedigini anlayabiliyorum hayat o kadar kisa geliyor ki artik bana seni çocuklugumda hatirlar gibi görüyorum yanina gelipte boyumu senle ölçtügümü pazara giderken arkandan yürüdügümü beni ilk okula yazdirirken o gülüsünü ve babam öldügünde o aglamani asla unutamam

Seni kirdigimda bile o sefkat dolu yüregin bana kizmadi  karsina gelip aglamakli durdugumda yine ayni sevgiyle sarilip öptün yanaklarimdan nasil bir sevgiyle seversiniz ki bu ne efsane bir ask ne kadar fedakar bir sevgi bu Allah’tan bir lütuf ve essiz bir armagan

Ne kadar çok yazsam ne kadar güzel söz söylesem bu dünya sözleri yetmez bilirim çünkü sen annesin

Evlatinim mektubu yazilmamis tüm annelere yaziyorum çünkü böyle ögrettin paylasmayi bu mektubu da çat pat okumanla okuyacagini ve gözünden pirlantalar akitacagini biliyorum….

Adam oldum mu bilmem, buna sen karar vereceksin çünkü senin yaninda hep çocugum… gönderdigim hediyemi kabul et yaninda olsaydim daha güzelini ve degerlisini almaya çalisirdim gül yapraklarini kendim kuruttum ve senin için bir dikenini alip yüregime batirdim ve kaniyla adini yazdim.günün kutlu olsun hakkin ödenmez ama yinede hakkini helal et

Yüreginde huzur ve mutluluk gözlerinde ve yüzünde gülücük eksik olmasin hiçbir annenin

Hayat yasandigi kadar vardir gerisi ya hafizalardaki hatira yada hayallerdeki ümittir
Hüsran ise bir tek yerde kabullenebiliyorum

Yasamak mümkünken yasayamamis olmakta

Seninle yasayamadigimiz tüm güzel günler adina……..

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Murat Saatçılar, Anne

10/5/2009 - AL TAKI VER TAKI

Düğünlerde takmak zorunda olduğumuz altın takı olayından artık iyice nefret etmeye başladım.

İnsanları ciddiyetten ve samimiyetten uzaklaştırıp, iyice yüzsüz hale getirdi. Şöyle bir örnek verebilirim :

Yakın bir arkadaşım, oğlunun rahatsızlığından dolayı bir arkadaşının düğününe katılamamıştı. Söz konusu düğünden bir kaç hafta sonra bu arkadaşım ile düğünü olan arkadaşı yolda karşılaşmışlar. Düğünü olan kişi, daha önce arkadaşımın düğününde ona takı takmış olduğu için arkadaşıma : "Sende bir emanetim var, onu alabilir miyim?" diye sormuş.

Arkadaşım adına empati kurabilirseniz, düştüğü durumun ne kadar kötü ve aşağılayıcı olduğunu anlayabilirsiniz.

Çevrenize bakarsanız insanların düştükleri durumu ve hatta kendi düştüğünüz durumu görebilirsiniz.

Katıksız terbiyesizliğimizi, "hak geçmesin" düşüncesi ile kılıflandırmakta üzerimize yok.

Cahil tayfasının düğünlerde elde kalem defter takı takanların listesini tutması, biraz daha okumuş görmüş geçinenlerin düğün disklerine bakarak "Ahmet bize çeyrek takmış, bizim de ona takmamız gerek" tarzı yaklaşımlar ne kadar aşağılayıcı, ne kadar çıkar dolu bir harekettir!

Benim çocukluğumda, yani çok değil daha 20-25 yıl önce sünnet düğünlerinde çocuklara saat, bisiklet, oyuncak alınırdı. Evlenen çiftlerin evlerindeki eksikler ailesine, komşusuna sorarak öğrenilir ve düğün hediyesi olarak verilirdi.

Şimdi ne oldu da insanları bir çeyrekle, bir yoncayla değerlendirir olduk. Bu kadar mı bizim eş dosta olan sevgimiz ve saygımız?

Daha bugün eşimle bu konuşu konuştuk. Bir akrabamın oğlunun sünnet düğününde takı değil de plastik maket vermek istediğimi söyledim. Tabii ki eşim karşı çıktı. Ama karşı çıkış sebebi, "onlar bize şunu taktı biz de aynısını takmalıyız" diye değil, insanların bizim hakkımızda düşünebilecekleri şeylerdi.

Sünnet düğününün amacı nedir? Dinsel faktörlerden sonra çocuğun mutluluğudur benim için. Sonuçta bu, onun düğünüdür. Yani aileye vereceğim bir çeyrekliğin çocuğa ne faydası var? Onu nasıl mutlu edecek?

Düğün törenleri masraflıdır. Herkes gibi benim de başımdan geçti. Keşke bazı yakınlarım çeyreklik vereceklerine bir araya gelip evimin herhangi bir eksiğini alsalardı. O kadar kafa patlatıp da "acaba 6 taksitle mi yoksa biraz daha kazıklanarak 12 taksitle mi alayım bunu?" gibi ekonomik sıkıntılardan kurtarırlardı beni. Altını en uygun ne zaman bozdurabilirim gibi simsar işleri ile uğraşmazdım. Örneğin çeyreklik takacak 6 kişi bir araya gelse 70 veya 82 ekran televizyonu, takı maliyetinden daha ucuza alabilirlerdi bana.

Ama dedim ya, "ben çeyrek taktım bakalım sen ne takacaksın" tarzı yaklaşımlarla güzel bir kültürün ve dayanışma örneğinin de canına okuduk.

Şimdi Amerikan filmlerindeki düğün sahnelerini ve o sahnelerde evlenen çifte ev hediyesi verildiğini gördükçe şaşıran arkadaşlarım var. 20 yılda ne kadar çabuk değiştiğimizi ve yozlaştığımızı buradan bile anlayabilirsiniz.

Balık hafızalıyız vesselam...
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Memleketimde ve yerkürede o kadar kötü şeyler var ki, anlatması yıllar sürer... :((

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

Memleket Ayrılık Türk Murat Saatçılar Anne Depeche Mode Yanlış Wrong Kıraç Gazze Hatun Türkçe sevgililer günü sevgililer günü hediyesi

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım